TR | EN |
" Tasarım yukarıdan meleklerin yolladığı mektuplardır...
Biz bunu yetenek ve emeklerimizle sizlere hediye ederiz;
Sadece hayatınıza mutluluk katmak için.. "
Şafak ÇAK

   Son zamanlarda bizimle “ tanışma” talepleri -çok şükür- bir hayli arttı. Tüm “tanışma” taleplerine olumlu yanıt veremiyoruz tabii. O zaman da, “tanışma” talebinde bulunanlar bunu bir kenara yazıyor, daha sonra da sempatik ifadelerle, ünümüze ün katıyorlar : )

Belki tam bir çözüm olmayacak, hatta tek taraflı bir “tanışma” olacak ama buradan kendimizi, sizlere biraz olsun tanıtmaya çalışacağız.


   Ikinci dünya savaşında Üsküp’den kaçıp Türkiye’ye yerleşen  Kaya Çak (baba), Kapalıçarşı’da ki atölyelerinde, hepimizin anneannelerinin evinde bulunan, üzeri radyo ve kapaklı dolaplı çekyat büfeyi tasarladığında sene 1965 idi. 2000 senesinde Şafak Çak İnşaat İç Mimarlık Dekorasyon Tasarım Ltd. Şti. olarak kurumsallastıran 2. Kuşak olarak,  2008 yılından beri artık tüm dünyada projeler üreten “farklı” bir şirket haline geldik… Farklı kılan; Paris Hilton ile başlayan yurt dışı maceramız, Jennifer Lopez’le halen devam edip, 2014 de New York’da ki eski posta binası olan 1931 yapımı Walker Tower’ın tüm mermer tasarımlarını yaparken, bu işlere bayılan ve binadan bir penthouse satın alan Sting’in evinde Türk mermerlerini istemesi yetmemiş gibi aynı binadan Cameron Diaz, Gisele Bundschen ve Naomi Campbell’da birer daire aldı. “Hepsinin evinde parmağımız var” desek yeridir. 2012 senesinden beri mimari yapı projelere imza atmaya başlayan Şafak Çak, bu cesareti ilham aldığı ve yaşam mentörü olarak gördüğü dostu Philippe Starck’ın “Jennifer Lopez’in Tasarımcısı Şafak Çak” markasını niçin inşaat projelerine taşımıyorsun?” sorusu ile Türkiye ve dünyada birçok “mimari tasarım” projeleri gerçekleştirmiştir. “The New York Times”  gazetesine tam sayfa röportaj ve Alman “Stern” dergisine kapaktan “Turbo Türkler” başlığı ile yer almıştır. Vanity Fair dergisine ise dönem dönem dekorasyon danışmanlığı vermektedir. 40 lı yaşlara geldiğinde 15 senelik tecrübe, çıraklıkdan kalfalığa geçiş olarak nitelendirip, bu süreci tüm Türkiye ve dünyada, lise ve üniversitelerde ücretsiz konferanslar vererek, sosyal sorumluluk projelerinde yer alarak, gençlere yol açmak ve insan yetiştirmeye adanan bir yolda, tüm gücümüz ile çalışmaktayız.

 

Şimdi bu mutluluğu yakalamanın formülünü açıklayalım.

Bizimle çalışan arkadaşlarımız için işe geliş-gidiş saati gibi bir prosedür yerine, işini zamanında ve eksiksiz teslim etme prensibi uygulanmaktadır.



Kalp kazanmayı, para kazanmaktan daha önemli buluruz.

İşimizi komisyonculuk olarak algılamayız.

Aç açıkta kalsak da, istemediğimiz hiçbir işi yapmayız.

Bizi dinlemeyenlerle çalışmayız, mesleğimize saygısızlık yaptırmayız.

Para için sevimli olamayız ve takla atmayız.

Müşterinin ayağına gitmekten gocunmayız.

Beyan ettiğimizin dışında iş yapmayız, her işe bulaşmayız.

Heyecan duymadığımız işe kalkışmayız.

Dürüstlüğümüze ve doğruluğumuza toz kondurmayız.

Yıllar geçse de, söylediğimiz sözün, yaptığımız işin arkasından kaçmayız.

Bütçenin büyüklüğüne, küçüklüğüne göre tavır takınmayız.

Başkasının arkasını asla toplamayız.

Yaptığımız hiçbir işten utanmayız, utanacağımız işi yapmayız.

İşimizle ilgili, kendimizden başkasını suçlamayız.

Amatör bir ruhla çalışma kavramına inanmayız, profesyonellikten şaşmayız.

Başkasının parasını kullandığımızı hiç aklımızdan çıkartmayız.

Cesur olmaktan, fikir üretmekten ve karşı çıkmaktan korkmayız.

Bizlerin bugünlere gelmesinde büyük katkıları olan müşterilerimizi asla unutmayız...


Ne mutlu bize..